Cemaat ve AK Parti’nin buna bir cevabı var mı?

SALİH TUNA/YENİ ŞAFAK

Gördün mü’ dedi AK Partili bir dostum; neyi demeye kalmadı, refikimiz Zaman gazetesindeki bir haberi burnuma doğru uzattı.

Haberin başlığına baktım: ‘CHP’den başörtülü aday’

Dostumun yüzüne gayri ihtiyari şöyle bir bakınca, oku dercesine ilgili habere gözlerini devirdi.

Okudum: ‘Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Afyonkarahisar’ın Sandıklı İlçesi’ne bağlı Akharım Beldesi’nde, mevcut partili Belediye Başkanı Nurettin Özdemir’in eşi Sevinç Özdemir’i belediye başkan adayı olarak gösterdi…’ (22 Kasım 2013, Zaman)

Nerden baksanız harika bir haberdi.

AK Partili dostuma dönüp, ‘Bu günleri gördüğümüz için ne kadar hamd etsek azdır’ dedim.

Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere bu hak – hukuk mücadelesine omuz veren herkesten Allah razı olsun.

Nerden nereye gelmiştik.

Başörtüsünü kamusal alanda bir hak olarak savunmak bile suçtu. Dahası, bu suçu işleyen herhangi bir partiye, ‘Laikliğe aykırı fiillerin odağı olmak’ suçundan kapatılma davası açmak işten bile değildi.

Bu garabete son vermek için TBMM’de yapılan oylamaya ’411 El Kaosa Kalktı’ manşetiyle karşı çıkılmıştı.

Kılıçdaroğlu da sözde bu ‘kaosa’ engel olmak için milletvekili arkadaşlarıyla Anayasa Mahkemesi’ne koşmuştu.

İmdi, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu dün ‘kaos’ telakki ettiği bir hal üzre olan bir hanımefendiyi bugün belediye başkan adayı gösterdi.

Gerçekten nerden nereye gelmiştik.

Neden sonra hayretle fark ettim ki, mezkur haberden beni haberdar eden AK Partili dostum sevinçli değildi. Bilakis üzüntülüydü.

‘Hayırdır, sevinmedin mi yoksa?’ deyince, ‘Saf mısın? Cemaat, CHP’ye oy versinler diye tabanını zihinsel olarak hazırlamaya çalışıyor (…) Görmüyor musun, Kılıçdaroğlu bile dershaneci oldu…’ karşılığını verdi.

Evet, çok şükür saftım, böyle uyanık olmaktansa saf olmayı her zaman tercih ederdim.

Geçen günkü yazımda, ‘AK Parti’ye daha yakınsanız Cemaat’in hukukunu daha çok gözeteceksiniz, Cemaat’e yakınsanız AK Parti’nin’ demiştim, ‘Gülen’i ve Erdoğan’ı Bitirme Planı’ yapanları sevindirmek istemiyor, ‘Bunları bitirmek için boşa plan yaptık yav; kendi hallerine bırakınca zaten birbirlerini bitiriyorlar… ‘ yollu dalga geçmelerini istemiyorsanız bunu yapmanız şart…’

Bu yazım üzerine Cemaat mensubu kardeşlerimizden bazıları gönderdikleri maillerde vazo çoktan kırıldı, sen hayal dünyasında yaşıyorsun dediler.

Hülasa, AK Partili dostum ‘safsın’ demişti, bu kardeşlerimiz de ‘hayal dünyasında yaşıyorsun’ dediler.

Madem her iki taraf da bu kadar gerçekçi şu sorulara da cevapları vardır umarım:

Ey Cemaat mensubu kardeşim, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun ‘Müslümanların iktidarını engelletti dedirtmem’ ifadesindeki duyarlıktan sana bahsetmek haddim değil, biliyorum. Lakin şu kadarını söylemeye mecburum: AK Parti önümüzdeki seçimlerde şayet zevale uğrarsa bunun vebalini yüklenmeye hazır mısın?

Hadi, hizmetlerden veya Türkiye’nin kalkınmasından geçtik diyelim, AK Parti zevale uğradığında, çözüm süreci sona erdiğinde, şehit haberleri gelmeye başlarsa bunun hesabını kim nasıl verecek?

Ey AK Partili kardeşim, dershaneleri kapatmakla Cemaat mensubu kardeşlerinin hayatlarını vakfettikleri hizmetlerine engel olduğunun farkında mısın?

Ayrıca, Anadolu’nun en ücra kasabasında bir çocuk üniversiteyi kazanamadığında, ‘dershane olsaydı kazanırdım’ derse verebileceğin bir cevap var mı?

Cemaat ve AK Partili kardeşlerim şayet sizin bu sorulara verebileceğiniz makul cevaplarınız varsa beni hiç dert etmeyin; kendi hayal dünyamda bir ömür saf saf yaşamaya razıyım.

NOT1: Halit Akçatepe tanıştırmıştı beni Tuncay Özinel’le. Hafızamı zorluyorum, tarihini tam olarak çıkaramıyorum. M. Mehdi Akman arkadaşım olsaydı ayına gününe kadar söylerdi. Ben en fazla 28 Şubat sürecinin civcivli günleriydi diyebiliyorum. 12 Eylül darbesinden sonra dolaşıma sokulan E. Ö (Eylülden Önce) ve E.S (Eylülden Sonra) misali, yakın tarihimizi ancak darbelere, muhtıralara göre tasnif edebiliyorum.

Tuncay Özinel ve Halit Akçatepe’yle The Marmara Cafe’de oturmuş yazacağım bir oyun üzerine uzun uzun konuşmuştuk.

Bir sonraki buluşmamız Tuncay Özinel Tiyatrosu’ndaydı. Hangi oyundu? Yok, ‘Nina’ değildi, o çok sonraydı. Galiba ‘Azizname’ydi. (Öyleydi değil mi Halit abi.)

Oyundan sonra Halit abiyle Tuncay abinin Kadıköy’deki evine gitmiştik. Söz konusu oyunu bir an önce kâğıda dökmemi heyecanla bekliyorlardı.

Nerdeyse nasıl sahneleyeceğine kadar o akşam konuşmuştuk; manyak bir komedi olacaktı.

Yazık ki yazamadım.

Bütün sahneleri nerdeyse repliklerine kadar hâlâ hafızamda olduğu halde oturup yazamadım.

Abandıkça abanan 28 Şubat süreci adeta beynimi içmişti. Ne ki, bu mazeretimi anlatmam kabil değildi, sadece büyük bir mahcubiyet duydum.

Tuncay Özinel’in ölüm haberini alınca bu mahcubiyet nasıl katlandı anlatamam.

Geniş kitleler onu Ferhan Şensoy’un yazdığı ‘Sizin Dershane’ adlı TV dizisindeki ‘Dilaver’ olarak tanıdı. Birçok sanatçının yetişmesine katkıda bulundu Örneğin, ‘Suya Düşen Akıllar’ oyunumda oynayan Cengiz Küçükayvaz ve Serhat Özcan ilk kez onun tiyatrosunda profesyonel olmuşlardı.

Dile kolay, tam 55 yıl perde açtı.

Ve son kez alkışlarla indi perde.

Nasıl demişti Necip Fazıl, ‘O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner / Azrail’e ‘hoş geldin’ diyebilmekte hüner…’

Işık içinde yatsın.

NOT 2: Yakup Köse 28 Şubat sürecinin en büyük mağdurlarından biri. 14 yaşında cezaevine girdi ve 9 yılı aşkın süre hapishanede envai çeşit işkence ve zulme maruz kaldı. 27 Kasım’da görülecek bir davada tekrar mağdur edilmek tehlikesiyle baş başa şimdi. Dosta düşmana burdan haykırıyorum: Yakup Köse asla yalnız değildir.

İlgili Haberler

2 Yorum

*

*

Top