Fethullah Gülen’in hesaba katmadığı durum

LEVO

LEVENT GÜLTEKİN/internethaber.com

Hepimiz çıldırmış gibiyiz. Bir aydır Cemaat- AK Parti kavgasından başka hiçbir şey konuşamıyoruz. İlginç olansa, herkes konuşuyor ama kimse kimseyi duymuyor veyahut dinlemiyor.

Kargaşadan birbirimizin sesini duymadığımız gibi, ülkede sanatın, bilimin, düşüncenin sesi de duyulmaz oldu.

Yaklaşık 2.5 yıl önce bir yazımda şöyle demiştim: AK Parti ile Cemaat birbirlerinden nefret eden, birbirlerinin kuyusunu kazan gelin ile kaynana gibiler. Misafir yanında karşılıklı gülücükler saçarken misafir gittiğinde birbirlerine hakaret yağdırıyorlar.

Artık misafirden de çekinmiyorlar. Bütün dünya ülkemizin yatak odasında olup biteni büyük bir heyecanla izliyor.

Peki ne oldu da bu hale geldiler?
Cemaat toplumdan devlete, AK Parti ise devletten topluma gitmeyi hedefliyordu.
Amaçları aynıydı: Ülkeyi dindarlaştırmak.

AK Parti, devlette yeterince mesafe kat ettiğini düşünerek artık toplumsal konulara yöneldi. Çamlıca camii, kürtaj tartışması, “dindar nesil yetiştireceği” ilanı ve Başbakan Erdoğan’ın ailesinin de kurucuları arasında olduğu TÜRGEV adlı bir vakıf kurulması…

Cemaat ise toplumsal alanda önemli işler yaptı: Okullar ve yurtlar açtı, cemaatin görüşlerini benimseyen kalifiye insanlar yetiştirdi, medya kurdu ve her sınıftan insana ulaştı.
Toplumsal alanda elde ettiği kazanımlar, Cemaat’e devletin kapısını araladı.
Bu kapıyı sonuna kadar açmak için birkaç yıldır yargı ve emniyetteki mensupları eliyle AK Parti’yi yani “devletin sahibini”(!) rahatsız edecek hamleler yaptı. Son yıllara damgasını vuran Ergenekon ve Balyozgibi önemli davalardaki özensizlikler, temelsiz suçlamalarla eski kadroları tasfiye çabası en çok da AK Parti’yi rahatsız etti.

AK Parti, Cemaat’in “devleti ele geçirmek” için yaptığı harekatından rahatsız olurken, Cemaat AK Parti’nin TÜRGEV ve benzeri vakıflarla yöneldiği “insana yatırım” ve benzeri işlerinden rahatsız oldu.
Çünkü AK Parti’nin bu alana yönelmesi ‘bağış pastası’nın da bölünmesi anlamına geliyordu.

Aslında ikisinin de hedefleri aynı, rüyaları aynı, hikayeleri aynı, kültürleri aynı.
Üslup ve tarz farklılığı kavgaya neden oldu.
Çatışmanın, TÜRGEV üzerinden sürdürülmesine dikkat çekmek isterim.
Bu kavgada Fethullah Gülen’in hesaba katmadığı bir durum var:
Çatıştığı yapı da dindar.
Gülen’in kızdığı, öfkelendiği, beğenmediği Tayyip Erdoğan da Cemaat gibi ülkeyi dindarlaştırma derdinde.
Fethullah Gülen benimsediği yöntemleri “dine hizmet” diyerek nasıl olumlaştırıyorsa Tayyip Erdoğan da aynısını yapıyor.

Milyonlarca insan Fethullah Gülen’in hak yemeyeceğini, yanlış yapmayacağını, yalnızca Allah rızası için çalıştığına inanıyor: Bir o kadar, insan da belki de daha fazlası Tayyip Erdoğan için aynı şeyi düşünüyor.

Cemaat’in bağış toplama yöntemleri hiçbir zaman sorgulanmadı: Üzeyir Garih, İshak Alaton gibi birçok işadamının cemaate niçin bağış yaptığını kimse merak etmedi.
Koç Grubunun, Cemaat’in etkinliğine niçin sponsor olduğu ve bu yakınlaşmanın mahiyeti tartışılmadı bile.
Cemaat liderinin Uganda’daki rafineri ihalesine aracılık yaptığının ortaya çıkması kimseyi rahatsız etmedi.
Çünkü “Hocaefendinin” yanlış yapmayacağına inanmışlardı.

Şimdi Rıza Sarraf gibi birçok işadamının adının TÜRGEV ile anılması da AK Parti tabanında sorgulanmıyor.
Çünkü onlar da Tayyip Erdoğan’ın kişisel bir çıkar gözetmediğini ve her şeyi Allah rızası için yaptığını düşünüyorlar.
Fethullah Gülen, rakibinin dinle ve dinin meşrulaştırıcı gücüyle olan kuvvetli bağını ya hesaba katmadı ya da hafife aldı.

Peki bundan sonra ne olacak?
Sanırım dini ‘haşhaş’ olarak kim daha iyi kullanacaksa bu kavgadan o galip çıkacak.

AK Parti- Cemaat tartışmasında biz nerede durmalıyız?
Dünyada işler artık sadece devlet üzerinden yürümüyor. Siyaset o eski lokomotif rolünü kaybetti.
Sinema, müzik, spor, turizm, moda, resim, edebiyat gibi değerler öne çıkıyor
Teknoloji gelişiyor, iletişim ve ulaşım hızlanıyor, dünya değişiyor.
Eminim ki gençler için Cemaat- AK Parti kavgası bir anlam ifade etmiyor.
Çünkü ne Cemaat ne de AK Parti gençlerin, çocuklarımızın dikkatini çekmeyi, ilgi alanlarına girmeyi başaramadı.

Cemaat ile AK Parti’yi gördükleri halüsinasyonlarla baş başa bırakıp dostluğa, muhabbete, kardeşliğe, arkadaşlığa, dönmeliyiz.
Yani sanatla, bilimle, düşünceyle nefes alabiliriz.
Romanlarda, hikayelerde, filmlerde, şarkılarda, resimlerde daha sahici bir hayat var.
Neşet Ertaş’ın Yalan Dünya’sı günümüz siyasilerinin tüm konuşmalarından daha gerçek değil mi?

Not: Bir süredir yoktum buralarda, “hoş geldin” dediğinizi duyar gibiyim. Hoş bulduk
Twitter.com/acikcenk 

 

 

İlgili Haberler

Top