LAMBALI FARE ZAMANI

tgözel

Rivayet odur ki kediler gece boyunca farelerin hareketlerini izleyemediklerinden, oturup kafa yormuşlar. Fareler evde en büyük zararı gece kedilerin uyuduğu saatte veriyorlar, bu da onlara sahiplerinin gözünde puan kaybettiriyormuş. Derken akıllarına bir fikir gelmiş “lambalı fare

Yakaladıkları bir fareyi yememiş ona bir lamba bağlayıp geri salmışlar. Diğer farelerde onu kedilerin elinden kurtarmayı başardığı için kediler ona bir şey yapamıyor diye kahraman ilan etmişler. Etrafına da ışık saçtığı için hep onun peşinden gitmeye başlamışlar. Plan tutmuş. Kediler bu lambalı fare sayesinde farelerin hangi saatte nerede olduklarını an be an takip ediyorlarmış. Baskın yaptıklarında asla o lambalı fareyi yakalamazlarmış.  Bu da o lambalı fareyi diğerlerinin gözünde daha da kahraman yaparmış. Hoşuna gitmiş bu kedilerin ve bir sürü lambalı fare yapmışlar. Böylece hiç kovalamaya gerek kalmadan istediklerini istedikleri zaman yakalarlarmış.

Bu bilinen bir taktiktir. Tüm istihbarat birimleri ve tüm devletler bu yöntemi hep kullanırlar. Hatta bunun bir ileri aşaması tezgâhlar vardır. Takip etmek istedikleri gurubun talep ve ihtiyaçlarına hitap eden tezgâhlar kurar o tezgâhların etrafında toplanmasını sağlarlar, sonra da toplanan bu kalabalıkların tamamını kayıt altına alır ve lüzumunda da istedikleri gibi yönlendirirler.

28 Şubat öncesi dönemde sağ ve soldan ümidini kesen halk dine yönelmişti. Bir müddet engellemeye çalışıldı. Sırasıyla önce lambalı fareler kullanıldı ardından mantar gibi cemaatler türedi. Parası ve gücü olan herkes bir tezgâh kurdu. İnancına sarılan herkes tek tek fişlendi, kayıt altına alındı. Ardından tezgâhın başındaki ne dediyse herkes oraya yöneldi.  Hatta bu tezgâhlar kalabalığın durmasını istedikleri yerlere taşındı. Hafızanızı yoklayın, dindar olan bu cemaatler bu tezgâhlar sayesinde zaman zaman sol görüşlü komünizmi savunan siyasi oluşumları bile desteklediler.  Zaman zaman ayrılıp birbirleriyle didişip savundukları dinin ilerleyişinin önüne bile geçtiler. Onların yaptırdıklarını en azılı düşmanları tanklarla bile yapamazdı. Yapmaya kalksalar bile bu kalabalıklar canları pahasına engel olurlardı, ama peşine gittikleri kişiler tarafından siyasi taktikmiş gibi gösterilerek yapıldığı için memnuniyetle seve seve yaptılar.

Onlar emellerine ulaşınca geride kalan bu kalabalıkları birbiriyle çarpıştırarak, hırpalayıp yok ettiler.  Yeni katılımların önüne geçmekte kolaylaştı. Karşıdan karalamalar hiçbir işe yaramazken, yıllardır güvenip peşinden gittikleri kişilerin birisini ifşa ettiklerinde yeni katılacak olanlar bir yana olanlarında çil yavrusu gibi dağılmaları daha zahmetsiz ve daha kısa süreli oluyordu. Bu birliklerden doğan maddi kaynaklar da kısa günün karı olarak ilgili yerlere hortumlanıyordu. Holdingler, finans kurumları, bankalar, vakıflar, dernekler, yardım kuruluşları, fenerler hatta sanayi ve teknoloji yatırımları v.s. Birçok insanın çeyizinden kalan bileziklerini çıkarıp verdiği bu kuruluşların hangisi var şimdi. Birçoğunun isimlerini bile unuttuk. Saymaya kalksak değil isimlerini faaliyet alanlarını bile sayamayız. Velhasıl giden gitti, bari bütün bu olanlardan, yaşadıklarımızdan ders almış olsak ta kaybettiklerimize karşılık tecrübelerimiz elimizde kalan sermayemiz olsa, ama bu gün yaşadıklarımıza bakılırsa sanırım bunu da başaramadık.

        Diye düşünüyorum ben.   

       Her alkışlayan dostumuz olmadığı gibi, her muhalefet eden de düşmanımız değildir. Her ışığın nur olmadığı gibi.    

YAZAR: AZADE DOĞAN

Top